Güneyege Haber

Akgün; “Tarlan varsa içinde, kayığın varsa dümende sen olacaksın”

Baş Başa’da bu haftaki konuğum, Köy Enstitüsü mezunu öğretmen bir babanın oğlu… Hukukçu… Çevreci… Doğa aşığı… Dalyanın simgesi göçmen kuşlar leyleklerin ev sahibi, Bölgenin sevilen sayılan bir Turizm işletmecisi… Ahmet Akgün…

Ersin Turan; Tamamen kendi emeği tüm detaylarıyla kendi dizaynıyla bugünlere getirdiği sığla ağaçlarının aralarında muhteşem bir atmosferin yaşandığı ördeklerin kazların kaplumbağaların bir birlerine zarar vermeden rahatça dolaşabildiği otantik bir park havasında hoş saatler geçirebileceğiniz bir yer Ley Ley Restoran.  Kısa sürede Bölge de isim yapmış İnsanların yeme içme dışında bile ziyaretlerine açık olmuş bir mekan.

Dalyan okçularda başlayan bir yaşam hikayesi var Ahmet Akgün’ün… İlk ve orta öğretimini burada yaptıktan sonra hayat onu İstanbul  Vefa Lisesine  atıyor… Yatılı olarak başarılı bir eğitim sonrası Vefa Lisesinden mezun olduktan sonra İstanbul Hukuk Fakültesinin merdivenlerinden içeriye giriyor. Hukuk öğrencisi olarak… İstanbul da genç bir avukat olarak başladığı meslek hayatı evlendiği eşinin de Cerrahpaşa Tıp Fakültesi mezunu çiçeği burnunda bir Doktor oluşu ve mecburi hizmetinin Ankara’ya çıkması nedeniyle Genç avukat Ahmet Akgün, eşi ile birlikte düşüyorlar Ankara yollarına.

Ortaca’nın 1988 yılında ilçe olmasıyla birlikte başlıyor memlekete dönüş serüveni genç  Doktor ve avukatın… Nihayet  Genç yaşta ayrıldığı memlekete bu kez tecrübeli bir avukat olarak dönüş yapıyor Ahmet Akgün…

O yıllarda Muğla barosuna kayıtlı Ortaca ilçesinin ilk avukatlarından biri olarak görev yapıyor … fakat yeni ilçe de maalesef Adliye binası yok… Yargı Köyceğiz’e bağlı… Tabi daha sonra gelişen Ortaca kendi adliyesine de kavuşuyor.

Ersin Turan; Akşam mesai bitimi diğer arkadaşlarım gibi lokallere gidip konken oynamayı hiçmi hiç sevmezdim diyor Ahmet Akgün…

Ahmet Akgün; İşim biter bitmez köyüme yani Okçular’a gelirdim… zaten çocukluğumda da bütün gün ayni şeyi yapardım..Her fırsatta o zaman çam ağaçlarının üzerine yuva yaparlardı leylekler. Bütün gün onları seyrederdim… Sanki aramızda bir bağ oluşmuştu leyleklerle… Ben onların onlar benim bakışlarımızı birbirimizi anlıyor gibiydik… Onların gagalarının çıkardığı laklak seslerini duyduğumda yani leylekler Okçulara döndüklerin de tamam bahar geldi derdim.  O zaman Karagöl’ümüz vardı dağlardan gelen yağmur sularının biriktiği büyük bir göletti… Leylekler tüm ihtiyaçlarını buradan karşılıyordu… Gölet zamanla kurudu ve sayıları 200 civarında olan sevimli maskotlarımız artık neredeyse yok denecek kadar azaldı…

Ersin Turan; Başarılı bir hukukçu iken Turizm İşletmeciliğine dönen yaşamın nedenini sordum Ahmet Akgün’e…

Ahmet Akgün; Çocukluğumda ve ilerleyen mesleki yıllarımda bile hep gelir leylekleri gözlerdim… Sabahları çam ağaçları üzerindeki leylekleri görmek için erkem saatlerde buraya hep tur arabaları gelirdi… Turistler arabalardan iner tarlaların içerisinden doğru ilerler ve leyleklerin resimlerini çekerdi… Aklımda hep sorular vardı… Bu turistleri nasıl içeri çeker onlara nasıl bir hizmet veririm diye.

Arazi babamındı düşündüm taşındım ve arazi üzerine ufak bir kafeterya yaparsam gelen turistlere burada işletme olarak hizmet verebilirim dedim… Ley Ley Restoran böyle doğdu . Fikirden yola çıkmıştım. Gerçekleştirdim. Ufak bir kafeterya açtım babamın üzerine yaptık… Ben hem avukat olarak çalışıyorum hem de boş zamanlarımı burada geçiriyordum… Kardeşlerimi yanıma aldım. Ama denetim hep bende oldu. 2016 yılında fiili olarak avukatlığı bıraktım… yazıhanemi ortak aldığım avukat arkadaşıma devrettim. Fakat halen Muğla Barosuna olan kaydım devam ediyor. İstediğim an avukat olarak göreve devam edebilirim. 2016 yılından itibaren Ley Ley  restoran yani, hayallerimin başındayım.

Ersin Turan; Ahmet Akgün’ün leylek sevgisi ve doğaya düşkünlüğünü çevrede bilmeyen yok… hatta Karagöl kuruduğu halde bölgede kalan az sayıda leyleklerin de Dalyanı terk etmemeleri için 15 dönüm tarım arazisini onlara tahsis etmiş… Özel direkler dikip üstlerine konaklamaları için leyleklere yer yapmış. Her şey onların bölgede kalmaları için diyor Ahmet bey.

Dalyanın eski halini konuştuk Ahmet Akgün’le…

Ahmet Akgün; Dalyan tipik bir Rodos ve Girit yapısına sahip… Maraş Mahallesi bu özellikleri taşıyor… Yeni yapılaşma olan Gürpınar bölgesi ise tipik Türk yapılaşması… Maraş’ta daha otantik yapılar. Dar ve taş duvarlarla kaplı sokaklar halen bu yapılaşma bozulmadı. Rahmetli Cumhurbaşkanı Turgut Özal’ın bu bölgeyi yaptığı ziyaret sonrası burada Özel Çevre Koruma kanunu çıkarması buraların talan edilmesini önlemiş oldu… Yoksa bölgede çarpık yapılaşma ve binaların dolduğu bir sahil olacaktı…

Ersin Turan; Dalyanla ilgili yaptığım diğer söyleşilerde de aynı konuları hep yazıya taşımıştım…. Dalyan ve bu bölge Allahın özene bezene yarattığı bir doğa harikası… Dünyada eşi bulunmayan bir kanal… Gündüz denize akan kanalın suyu gece olunca içeriye akan denizin suyu ve devamlı kendini sirküle eden Dalyan kanalı…

Eski çocukluklarının pamuk tarlaları içerisinde geçtiğini belirtiyor Ahmet Akgün… buda bölge tarımının eskiden Pamuk üzerine olduğunu ifade ediyor…

Ahmet Akgün; Sabah girerdik pamuk tarlasına ve o dönemde TARİŞ vardı. Yani pamuk tüccara veya devlete muhakkak satılırdı ve iyi de para ediyordu. Devlet ne zaman desteğini çekti pamuk bitti. Yerine limonla başlayıp portakal ve nar la devam eden narenciye tarımı ile bu günlere gelindi. fakat devlet desteği olmayınca tüccarların elinde oyuncak olan çiftçi zor günler yaşadı şu anda da narenciye tarımı bitti bitmek üzere bazı bölgelerde yine pamuğa dönüş başladı.

– “Tarlan varsa içinde, kayığın varsa dümende sen olacaksın”

Ersin Turan; Sabah saat beşte kalkarım diyor Ahmet Akgün…

Ahmet Akgün; İşletmenin tüm denetimini, kontrolünü bir bir kendim yaparım… Noksanlıkları tespit eder çalışanları titizlikle denetlerim… Burada gıda hizmeti veriyoruz. Hijyen en önde geliyor.  Bir iş yerinin önce tuvaletlerine sonra mutfağına bakacaksın. “Tarlan varsa içinde, kayığın varsa dümende sen olacaksın” Eğer bu kontrolü elinden kaçırırsan bir daha geri getiremezsin…

Tanrı kırları yarattı insanoğlu kasabaları. Fakat kırlar kasabalardan daha güzeldir”

Ersin Turan; Bölge turizmi ve bölge insanının turizme olan ilişkisini konuştuk… Maalesef bölge insanı turizm konusunda  bu tüm bölgeler için geçerli… Turizm kavramını tam anlamıyla beceremedik… İnsanlar turizmi sezonluk ticaret olarak görüyor. Sıkıntı burada diyor Ahmet bey…

Ahmet Akgün; Yöre insanı çalışma konusunda çok zayıf. Babadan kalma yerleri yok pahasına satıp elden çıkartıyorlar… Bir kayık bir araba için satılan araziler ne yazık ki hesapsız kontrolsüz ve birikim yapılmayan harcamalar sonrası satın alınan mallar da ne yazık ki elden çıkıyor. Mal sahibi iken bir anda sattığın malın işçisi oluyor insanlar. Buda çok üzücü. Bu bölgede Otellerin yanı sıra yeşil alanlarının da korunması çok önemli…  Şöyle der İngilizler; “Tanrı kırları yarattı insanoğlu kasabaları. Fakat kırlar kasabalardan daha güzeldir.”

Ersin Turan; Sohbetimizin sonun da bölgenin genelini ilgilendiren bir konuya değindi Ahmet bey…

Ahmet Akgün; Elimde yetki olsa çok önemli bir bölge olan Dalaman Köyceğiz ve Ortaca’yı tek bir ilçe yaparım. Burada her ilçede devlet hizmeti var ama hepsi  noksan. Her ilçe de hastane var fakat hizmet yok. Hastalar poliklinik hizmetinin dışında hemen Muğla ya sevk ediliyor. Oysa orta bir yere tam teşekküllü bir hastane yapılabilir… Adı da bölge hastanesi olabilir. Üç ilçe ortak bir Bölge Adliyesi olabilir.

Ersin Turan; Evet bir hikayeyi daha noktaladık bu hafta. Yaptığımız röportaj sırasında bile bir yandan sorularımı cevaplayan diğer yandan gözleri restoranın kapısından içeri giren misafirler ile çalışan personel üzerinde olan Ahmet Akgün’ün mekan üzerindeki kontrolü hiç bırakmadığı ve işindeki titizliğini açıkça döküyordu ortaya. İyi ki varsın Ley Ley … İyi ki varsın Ahmet Akgün…

Haftaya bir başka konuğum ve bir başka başarı hikayesi ile görüşmek üzere