Güneyege Haber

AYNI HİKAYENİN KAHRAMANLARIYIZ

82

Bayrağı indirilip yerine yabancı bayrağın çekildiğini, topraklarının işgal edildiğini, evlerine işgalci askerlerin gelip, erkekleri kurşuna dizdiğini ve kadınların namuslarına musallat olduğunu görmemiş. Mabetlerinin meyhaneye ve fuhuş yuvasına döndürüldüğüne şahit olmamış. Suçsuz masum insanların öldürüldüğünü,zulme uğradığını görmemiş. Bırakın diriyi, ölülerden bile intikam almak için mezarların tahrip edildiği günleri yaşamamış bir insan, vatan ve bayrak sevgisini ne kadar idrak edebilir…

Anadolu da yaşayan insanların köklerine bakın. Bir çok ailenin şu an sınırlarımız dışında kalan topraklardan göç etmek zorunda kalmış, çeşitli zulümleri yaşamış acı hayat hikayelerini dinleyeceğiniz aileler olduğunu görürsünüz…

Benim baba tarafım Kafkaslardan, anne tarafımdan Horasandan Anadolu’ya göç etmiş ailelerdir. Çocukluğum acıklı hayat  hikayelerini  dinleyerek geçti. Yaşadıkları yerlerde uğradıkları zulmü, doğup büyüdükleri   topraklardan  göç etmek zorunda kalışları. Geride  bıraktıkları hayatları. Göç yollarında yaşadıkları zorlukları. Çetelerin baskınlarını ve bu baskınlarda ölen yakınlarını ıssız dağ başlarında garip mezar olarak bırakışlarını, kaçırılan çocuklarını, ellerinden avuçlarından alınan paralarını, yiyeceğe muhtaç kalıp,günlerce açlık içerisinde yaşadıkları yolculukları ve kısacası acıya , hüzne gark olan hayat hikayelerini dinlemekle geçti..

Hele hele lise yıllarımda Aydın şehrinde öğrenciyken, işgal günlerini yaşamış insanların , o karanlık günleri anlatırken , sanki bu gün yeni yaşamışlar gibi aynı acıyla, hıçkıra hıçkıra ağlayarak ,acı olayları anlatmalarını hiç unutamam. Hele menderes nehrine, namusuna halel gelmesin diye kızlarını,kız kardeşlerini attıklarını, kadınların bir çoğunun kendi istekleri ile nehre atlayarak ölümü seçip namuslarını kurtardıklarını anlatmalarını hiç unutamam…

Anadolu insanlarının ekseriyası  böyle acı hikayeleri dinleyerek büyüdü. Türk milletinin delicesine vatan sevdası ve milletinin bekasını isteme  sebeplerinde “ milli hafızanın “ çok önemli yeri vardır.

Yaşadıklarımızı unutmadık. Türkülerimizde,ağıtlarımızda,şiirlerimizde ozanlarımızın dillerinde yüreklerimizin sesi oldu. Folklörümüzde, genç kızlarımızın dokudukları  halı ve kilimlerde hikaye olup işlendi. Kahramanlık destanları, yaşam hikayeleri dilden dile, gönülden gönüle anlatılarak günümüze kadar geldi…

Vatan hassasiyetimiz bundandır..

Vatan söz konusu olunca en miskin,uyuşuğumuz bile aslan parçası olur.

Türk vatansız ve devletsiz olmaz. Vatan için kanı oluk oluk akmış bir milletin de vatansız kalması söz konusu olamaz zaten.Dost düşman bunu bilir…

Türkiye makas değiştiriyor. Zincirlerini kırmak ve “ Türkiye’yi,Türkiye’den yönetmek “  için mücadele veriliyor. Bunu gören var,göremeyen var. Bu tarihi mücadeleyi  anlayan var, anlayamayan var. Anlayana  da anlamayana da düşen en önemli görev, birbirlerini ötekileştirmeden, kardeşlik hukukuna  zarar  vermeden , gönül ve ruhen kopuşlar yaşamadan yumuşak dil üslubu ile kendilerini ifade edebiliyor olmaları olacaktır. Ben milletimizin hasletlerine inanıyorum. Bu milletin sağcısı da solcusu da vatanseverdir ve milli duyguları zirvedir. Bakmayın siz partizan sözlere veya sataşmalara. Vatanın tehlikeye girdiğini anladıkları an ne sağcılık kalır, ne de solculuk. ÇILGIN TÜRKLER sahneye çıkar ve destan yazılır…

Çünkü ; hepimiz ÖNCE TÜRK sonra sağcı veya solcuyuz. Ne ayrıyız ne de farklıyız. Aynı ananın ve atanın evladı,aynı soyuz.. sadece fikirlerimiz farklı ama özümüz bir bizim.. Aynı destanın, aynı hikayenin bir parçasıyız biz.. İnşallah yarınlar bizim.Bizler insanlığın sigortası ve garantisiyiz..