Güneyege Haber

Baş Başa’da bu hafta size müthiş bir öyküyü anlatacağım. “Bizim niye köyümüz yok Anne?”

Meslek hayatını insanların hayatlarını kurtarmaya adamış bir Kalp Damar cerrahı ve Kimyager eşinin ortak öyküleri bu anlatacaklarım…

Öykünün geçtiği yer DALYAN TAANE çiftliği. Yani yaklaşık 300 dönüm arazi üzerine kurulmuş bir tarım çiftliği…

Hedefleri Türkiye’de tek marka olmak.

İyi tarım üzerine yapılan üretim… Avrupa’nın sayılı ülkelerine yapılan ihracat…

O ülkemizin ünlü bir Kalp Damar Cerrahı… Başarılı ameliyatlara imza atmış. 16 bin 500 kişiyi ameliyat edip hayata döndürmüş. Evet, Dr. Mesut Özcan…

Aslında ben kendisini gazeteci olduğum için yıllar öncesinden gıyaben tanıyordum… 90 yaşındaki bir amcayı yaptığı başarılı ByPass ameliyatıyla hayata döndürmüştü. Yedi aylık hamile bir kadını yine kalp ameliyatı yapmış ve çocuk zarar gömesin diye ameliyat sırasında hastanın vücut ısısını sabit tutarak bir ilke imza atmış hem anneyi hem çocuğu kurtarmıştı… 16 bin 500 ameliyatın içinden sadece aklımda kalan yani bildiklerimdi…

Taane çiftliğini duymuştum Dalyan’da. Fakat Dr. Mesut Özcan ve eşi Selin Özcan hanımın olduğunu öğrenince daha da ilgimi çekmişti. Bu röportajı da bir kalp cerrahının Nar çiftliği ile ne ilgisi var diyerekten yapmak istedim ve tuttum çiftliğin yolunu.

Dr. Mesut Özcan; İnşaatçı bir baba ve topraktan iyi anlayan bir ananın oğluyum. Hep toprağa olan özlem ile geçti yıllarım. Tıp Fakültesini bitirdim. Kalp Damar üzerine İsviçre’de yüksek ihtisas yaptım… Yıllar yılları kovaladı, Ankara Etlik İhtisas hastanesi kalp damar bölümü şefiydim… Bir gün bir hekim arkadaşımla tatile geldiğim Dalyan’a vuruldum… Ve öyle başladı bizim öykümüz, tamamen iyi tarım yapıyoruz. Kimyasal hiç bir ilaç kullanılmıyoruz. Hedefimiz Türkiye’de Nar üzerine tek firma olmak. Taane çiftliğinde totalde birinci ve ikinci sınıf olarak yıllık 750 ton nar işleniyor… Suyundan, marmelatına hatta sadece nardan beslenen arıların yaptığı özel ballara varana kadar Narla ilgili her şey bu çiftlikte yer alıyor…

Ersin Turan; Arı kovanlarından elde edilen propolislerin Ankara’da özel bir kimya laboratuvarın da sıvı hale getirildiğini ve elde edilen propolis özünün bazı hastalıkların tedavisinde çok büyük başarı sağladığını belirtiyor Dr. Mesut Özcan… İşçilerimizle abi, abla kardeş gibiyiz burada huzur içinde herkes işini yapar diyor Özcan çifti…

İleriye dönük projelerini sordum ünlü doktora…

Dr. Mesut Özcan; 2018 yılı içerisinde iyi tarımın yanı sıra sağlık turizmine yer vereceğiz.. Tüm hastalıklar vücudun bağışıklık sisteminin çökmesi sonucu ortaya çıkar… kendi arazimiz üzerinde doğayı bozmadan ahşap evler yapmayı ve bu evlerde belirli seanslarda ozon tedavisi ve bazı klinik çalışmalarla hastaların bağışıklık sistemlerini güçlendirmek için tedavi yöntemlerine başlayacağız. Bu konuda yıllardır üzerinde çalıştığım bilimsel projeler var.  İleride bunları daha detaylı bir şekilde duyuracağız.

Ersin Turan; Çiftlikte yaptığım gözlemler sırasında çalışanlar ve işverenler arasındaki bağın çok farklı olduğunu gördüm. Biz bir zinciriz diyor Mesut Özcan…

Dr. Mesut Özcan; Çalışanlar da bu zincirin halkaları… Halkalar koparsa zincir dağılır. Biz işçi patron yerine abi, abla, kardeşlik sistemiyle çalışıyoruz. Herkesin bir görevi var. Herkes görevini yaptığı sürece hepimiz kazanırız.

Ersin Turan; Taane çiftliği neden ve nasıl kuruldu diye olan merakımı çiftliğin bir numaralı işçisi Mesut Özcan’ın hayat arkadaşı Selin Özcan zaten kaleme almış… Ve bana da kelimesine dokunmadan aynen aktarmak kalıyor. Umarım okurken çok keyif alacaksınız… Çünkü ben çok keyif aldım…

Selin Özcan; “Bizim niye köyümüz yok anne? Ben de köye gitmek istiyorum. İlkokuldayken arkadaşlarım okul tatile girdiğinde köylerine giderlerdi, ben de anneme “Bizim niye köyümüz yok anne? Ben de köye gitmek istiyorum” derdim. Çünkü tatil dönüşü öğretmen tatilde neler yaptınız diye sorduğunda arkadaşlarımın anlattığı hikayeler inanılmazdı benim için. Kimisi tavuklardan yumurta topladıklarını, kimisi ineklerin nasıl sağıldığını öğrendiğini, kimisi meyve ağaçlarını anlatırdı ben de çok imrenirdim. Bir de anneme sürekli “ben küçük pencereli ev istiyorum anne” derdim…aradan yıllar geçti üniversite bitti çalışma hayatı başladı.. erkek arkadaşımla yaz tatiline Dalyan’a gidelim diye karar verdik ve 2007 yaz tatilini Dalyan’da geçirdik. Mesut’la Dalyan’ın köylerini gezerken aslında ikimizin de küçüklüğümüzden beri bu hayata olan özlemimizi keşfettik ve burada hayallerimizi gerçekleştirmeye karar verdik. Birikimlerimizle arazi almaya başladık ve bir yandan da bu yörede neler yetiştirebileceğimizi araştırdık. Burada en çok hicaz narı, portakal, mandalina ve limon yetiştiriliyordu. Nar çeşitlerini araştırdığımızda Wonderfull Nar diye bir nar çeşidini bulduk. Wonderfull Nar diğer nar çeşitlerine oranla daha büyük, iri taneli ve çekirdeği küçük. Bir de japon eriği. Her iki meyve için de Dalyan uygun bir bölgeydi. Sırasıyla toprak analizi, su analizi, arazi ölçümleri yaptırmaya başladık. Nar fidanlarını dikeceğimiz arazide gece gündüz 24 saat 15 gün kepçe çalıştı ve tepeleme yaptık. Fidanlar 3lü ekim ile bu tepelere dikildi. Bir bölümüne de Japon eriği diktik. Bu sırada biz Ankara’da çalışıyorduk ve bu işlerin başında duracak birilerine ihtiyacımız vardı. Bir aile ile tanıştık. Onlara bizim araziye yakın bir köy evi kiraladık. Kendimiz de hemen hemen her haftasonu Dalyan’a gidip gelmeye başladık. Biz Mesut’la hayalimizin peşine öyle bir düşmüşüz ki az kalsın evlenmeyi unutacaktık. E bu kadar hengamenin içinde Ankara’da falan düğün yapamayız, düğün ve balayı izinlerimizi de Dalyan’da çalışarak geçiririz düşüncesiyle Dalyan’da evlenmeye karar verdik. Mesut “e ben seni hayalindeki köy evinden gelin çıkaracağım” diye tutturdu. Ortada ev yok. İnsanlara tarih verdik. Herkes gelmişken tatil yapsın diye 17 Mayıs seçtik ama 3 ay var nasıl yetişir bunca şey? Mesut hemen inşaata başladı. İki katlı bir ev yaptık. Alt kat çiftliğimize bakan ailemiz ve üst kat bizim için. Ve ben bu köy evinden gelin çıktım. Düğün günü herkes bizi beklerken mesut damatlığıyla yeni diktiğimiz nar fidanlarını sulamakla meşgul ben ise kendi saçımı ve makyajımı yapmakla ☺ neyse çok uzatmayayım biz 2008 Mayısında Dalyan’da evlendik. 2010 yılında oğlumuz Alimurat 2012 yılında kızımız Zeynep dünyaya geldi. 2012 yılına kadar Dalyan’a gidip gelerek bu çiftliği geliştirmeye çalıştık. Son 2 yıldır çocuklarımızla birlikte bu çiftlikte yaşamaktayız. Şimdi düşünüyorum çocukluğumda kurduğum hayalin peşinde koşmuşum farkında olmadan. Ve şunu öğrendim bir şeyi gerçekleştirmek için önce hayal kurmalı ve sonra hayalin peşinden gitmeli… ve burada yaşamaya başlayınca doğanın insanlar için vazgeçilmez olduğunu anladık. Burada bahçemde yetiştirdiğim sebzeleri pişirip yemenin, sabah tavuklardan aldığım taze yumurtayı kırıp pişirmenin, meyvelerin kokusunu duyarak tüketmenin ne kadar güzel olduğunu fark ettik. İnsanlarımıza ben nasıl bu tatları ve kokuIarı ulaştırabilirimi düşündüm ve ürettiklerimi sizlerle paylaşmaya karar verdim.”

Ersin Turan; Dr. Mesut Özcan’ın kimyager eşi Selin Özcan böyle anlatıyor hayat hikayelerini… Dr. Mesut Özcan’ın mesleği ile ilgili yine binlerce hayat kurtaracak çalışmaları da devam ediyor, o çalışmalar ise başka bir yazının konusu olmaya değer…

Gelecek hafta Baş Başa’da bir başka konuk ile yine birlikte olmak dileğiyle…