Güneyege Haber

BÖYLE OLMAZ

Gündem yine et fiyatları…

Her zaman olduğu gibi yükselen et fiyatları karşısında Bakanlık yine ithalat kartını koydu masaya…

Üstelik bu sefer işlenmiş eti doğrudan ithal ediyoruz…

Yani başka bir deyişle eti kuşbaşı ve kıyma halinde yurt dışından alıyoruz…

Eskiden hiç değilse karkas olarak alıp kendimiz işliyorduk…

İlk duyduğumda kulaklarıma inanamadım ama malesef acı gerçek bu…

Hadi eğri oturup doğru konuşalım…

Aslında bugün yerli diye yediğimiz et de ithal…

Nasıl mı?

Ürettiğimiz(!) yemin içerisinde bulunan arpa-mısır-buğday-soya fasulyesi-melas vs gibi ürünlerin yaklaşık %70’ini ithal ediyoruz…

Tarlamızda kullandığımız gübrenin hemen hemen %90’ı da ithal…

Tarlaya attığımız tohum ithal…

Mazot ithal…

E zaten beslediğimiz yerli(!) hayvanları da canlı olarak ithal ediyoruz…

90’ların başında ıslah çalışması adı altında Anadolu’ya getirip üretmeye çalıştığımız holştayn ırkı ithal…

Samanı söylemiyorum bile…

Üstüne üstlük köyden kente göç almış yürümüş güzel Anadolu”mda…

Yeni nesil okumuş ya…

Herkes masa başı iş yapacak, hatta mümkünse müdür olacak…

Acı ama şehirde evi olmayan delikanlılara kız verilmez olmuş…

Hal böyle olunca dağda çoban kalmamış…

Ve önce küçük baş tabir edilen keçi-koyun yetiştiriciliği bitmiş…

Dağda kendi kendisini doyuran…

Doğadaki otu çöpü, en masrafsız şekilde dünyanın en güzel etine çeviren küçük baş üretimi bitince ilk kurbanlık ithalatı gerçekleşmiş…

Buraya kadar anlattıklarım işin sosyolojik boyutudur ki asıl büyük sorunumuz budur…

Beni asıl korkutan da bu saatten sonra hayvancılık yapacak bir nesil yetiştirmemizin imkansız görünmesidir…

Tarih boyunca bizi biz yapan en büyük özelliğimiz zorluklar karşısında ekmeğimizi taştan çıkartan bir millet olmamızdır…

Ama sanırım bu özelliğimizi kaybediyoruz…

Bu yüzden ülkemizde ara eleman yetişmiyor…

Berber, terzi, nalbant,tabakçı,kalaycı vs gibi zanaatkarlar yetişmiyor…

İnşallah kısa zamanda bu sosyolojik sorunu aşarız yoksa yolun sonu sıkıntılı görünüyor…

Gelin bir de işin teknik boyutuna bakalım…

Yukarıda bahsettiğim ıslah çalışmaları(benim de o dönem bir veteriner hekim olarak desteklediğim) nedeni ile yine dağda-merada karnını doyuran, az süt veren ama et-süt dengesini kendiliğinden koruyan Güney Anadolu Kırmızısı gibi yerli sığır ırklarımız yavaş yavaş yok oldu…

Biz Türkler çok et yiyen ama az süt içen bir milletiz…

Israrla sürdürülen süt ırkı ıslahı ile süt üretimimiz artmış ve bugün ülkemizde en az %20 oranında ihtiyaç fazlası süt üretilir olmuştur…

Ama asıl ihtiyacımız olan et üretimi için yeterli et ırkı sığırımız olmadığı için bugün yaklaşık %30 oranında et açığımız bulunmaktadır…

Bugün hayvancılıkta ilerlemiş ülkelerde düstur şudur “ET, ET IRKINDAN, SÜT, SÜT IRKINDAN ÜRETİLİR”

Hatta uçuk bir örnek vereyim Amerika”da süt ırkı olan holştaynlardan doğan erkek buzağılar doğar doğmaz iğne ile ötenazi yapılarak öldürülür. Çünkü bir erkek holştayndan elde edilen etin maliyeti bir erkek simmentalden elde edilen etin yaklaşık 2 katıdır…

Sonuç olarak…

Taşıma su ile değirmen dönmez…

İthalat ile millete ucuz et yedirmek sürdürülebilir bir durum değildir…

Aksine; 3-5 ay sürecek bir ithalat, zaten zor durumda olan üreticinin hayvancılık sektöründen tamamen çıkmasına neden olacaktır. Bu da sonrasında etin çok daha fazla zamlanmasına neden olur…

Sürekli ithalat yapılması da mümkün değildir çünkü et ithal ettiğimiz ülkelerin de bize yetecek kadar üretimi yoktur…

Daha önce de söyledim-yazdım, tarım ve hayvancılığa Cumhuriyet tarihinin hiçbir döneminde AkParti iktidarındaki kadar destek verilmedi…

Ama malesef sonuç alınamadı…

Naçizane tavsiyem şudur…

Hayvancılıktan anlayan, taşrada görev yapmış ve mümkünse mesleği Veteriner Hekimlik olan bir Hayvancılık Genel Müdürü atayarak işe en baştan başlamak lazım….

Saygılarımla….