Güneyege Haber

Genç Kalemler 10. Hafta

Ortaca'nın yetenekli genç kalemleri her hafta Güneyege'de

774

DOĞA

Evet, at devam et biraz daha at,

Saç çöpleri her yere ama şunu da bil ki,

Bütün bunlar sana çevre kirliliği olarak dönecek.

Çöpleri attım diye sevinirsin!

Ama kaybeden sensin,

Kaybeden sensin

Ne kadar atsan da çöpünü yerlere

Doğasını sevip koruyanlar sayesinde

Temiz dünyamız

Bu kadarı yeter!

Bıktım sen ve senin gibilerden!

Gidin ya da temiz durun

Vazgeçtim kirli ol!

Belki kirli olursan,

Bakarsın ve temiz olmayı seçersin.

Pek ümidim yok ama ama dene belki başarırsın!

Bir kişi bile temiz olsa,

Kardır bizim için.

Bu sayede herkes birer birer temiz olur,

Ve dünya güzelleşir…

Ama hala kirliğe devam edersen

Dünyanın sonu gelir.

Evet, korktun bir anda

Çünkü kirleten de sensin, dünyada yaşayan da

Baktım bir de koşarak çöp topluyorsun

Gözlerim yaşardı; çünkü aklın başına geldi.

Bu da son sözüm: Doğanı koru ve ona sahip çık!

Süleyman Uğur UZUNOĞLU 

Ahmet ATEŞ Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi 9/C   283


GÜNEŞ

Sen gittin baharım gitti.

Ömrüm kışa döndü.

Vücudumu yatak yorgan bürüdü.

Gittiğin o gün.

Artık iliklerime kadar üşüyorum.

Ayakta duramıyor hep düşüyorum.

Senin gelmeni hep düşlüyorum.

Gittiğin o gün.

Sen gidince döktü yaprakları ağaçlar.

Akmaz oldu birer birer  akarsular.

Ağaçlarda ötmeyi unuttu kuşlar.

Gittiğin o gün.

Bir odaya hapsolduk.

Sobanın etrafına toplandık.

Dışarı çıkamaz olduk.

Gittiğin o gün.

Gündüzler ömrünü tüketti.

Geceler hep sefasını sürdü.

Gören gözler görmez oldu.

Gittiğin o gün.

Sicim sicim yağdı yağmurlar.

Lapa lapa düştü karlar.

Kapandı hep yollar.

Gittiğin o gün.

Sıcak denizlere hasret kaldık.

Güzelliklere uzaktan baktık.

Dışarıyı hepten bıraktık.

Gittiğin o gün

Sonbahar ve kışta  seni nasıl özledik?

Geleceksin diye yollarını gözledik.

Seni hasretle bekledik.

Gittiğin o gün.

Sensiz doktorlar cirit atar oldu.

Hastalıktan betim benzim soldu.

Hastane bize yol oldu.

Gittiğin o gün.

Kömür kokusundan alamadık nefes

Dışarı çıkmak için kalmadı heves.

Sobanın üstündeki kestaneler enfes.

Gittiğin o gün.

EMİNE TURAN

ÇAYLI 100. YIL ORTAOKULU


KARDEŞLİK

Kardeşlik bağ gibidir, bu bağ öyle bir bağdır ki asla kopmayacak bir şekilde bağlanmışızdır. Bu duyguyu besleyen bağ kavgalarla zedelense de asla kopmaz. Bu yaşadığımız dünyada kardeşlik bağına çok ihtiyacımız var. O kadar bu duygudan yoksunuz ki… Kavga, kavga, kavga nereye kadar? Bir fark edin şu güzel ve özel duyguyu. Bu duygu yoksunluğu yüzünden insanlar birbirine zarar veriyor. Peki vermeye değer mi? Bir insanda olması gereken insanlık, kardeşlik. Bu duygulara sahip olmayan bir kişi zaten baştan kaybetmiştir. Kardeşsiz bir dünyada böyle bir şeyi aklım almıyor. Binlerce serseler de önüne para, sen vazgeçme kardeşlikten. Sonuç gelmeyecek diye ümitsizliğe kapılma. Kardeşlik sonuçsuz bırakmaz.

İREMSU TOKCAN 7/B

ÇAYLI 100.YIL ORTAOKULU


ÖZLEDİM

Biraz seni özledim, biraz sesini özledim.

Yollarını gözledim geceler boyunca.

Geçmek bilmedi kalbimin ağrısı.

Geceler boyunca uzayınca boylu boyunca.

Öldüm ah, öldüm söndüm sende söndüm.

Bittim okeye döndüm kumar hayat olunca.

İçim kanadı ayrılınca.

Söndüm ah söndüm kokunu duyunca.

Sevdim bak bittim yıllar boyunca.

Biraz seni özledim biraz yolunu gözledim.

Güldüm geçtim yanımda dostlarım olunca.

Dostlarım olunca yanımda güldüm ah güldüm.

Ömrüm boyunca.

ESMANUR FATMA KAÇAN 8/A

ÇAYLI 100. YIL ORTAOKULU


ÖĞRETMEN

Ben sıraya oturdum öğretmenim

Sen kalemi tutuşturdun elime

Ben yukarıya baktım öğretmenim

Sen anlattın vatanı bana

Bir harf öğrettin öğretmenim

Bir çiçeği sularcasına

Ben bir adım attıysam

Sen ikincisini tamamladın öğretmenim

Yeri geldi kızdın ama

Hiç kırmadın bizi öğretmenim

Yeri geldi zorladın  ama

Pes etmemeyi öğrettin öğretmenim

Baş öğretmen Mustafa Kemal’i anlattın bana

Vatanımızı nasıl kazandığını

Her zorluğun üstesinden geliriz yine

Yılmayız, pes etmeyiz canım öğretmenim

İbrahim Altın 10-B 273

DALYAN H.F.T.M.VE T.A.L.


GÖKYÜZÜ

Gökyüzü pırıl pırıl,

Güneş bize gülümsüyor.

Kar ve yağmur yağınca da ,

Yeryüzü bereketleniyor.

Yağmasa eğer yağmur,

Bu gökler nasıl durur?

Başı şişmiş dünya derdinden

Ağlamasa nasıl olur?

Sinirlenir,şimşekler çakar.

Kızar ,gökler kararır.

Günü gününe tutmaz ama

Bunlar da tabiatındadır.

Şevval ATAKAN

Eskiköy Ortaokulu


BARIŞ

İnsanlar birbirine yardım etmeli.

El ele verip kötülüğün üstesinden gelmeli.

Hayat ,her zaman huzurla dolsun.

Gönül ister ki ,her şey güllük gülistanlık olsun

Evrenin her yerine barış gerek,

Barışsız bir dünya neme gerek !

Hazineleri verseler değişmem hiçbir şeye.

Barış demek,dünya demek…

Irmak AYHAN

Eskiköy Ortaokulu


YERLİ MALI

Bana  derler mandalina,

C vitamini veririm sana,

Hastalıklara olurum şifa,

Çok çok yiyin beni.

Mandalinanın büyüğüyüm ,

Ege ‘nin efesiyim.

Kışın vazgeçilmeziyim.

Beni yemeyi ihmal etmeyin.

Adım nardır tadım bal,

Hem ekşiyim , hem tatlı,

Kızardım mı bir güzel,

Bekletmeyin beni artık!

Şahsenem GÖNÜL

6-A Güzelyurt Şeh.Ast. Tayyar Milat Ortaokulu


ÇOCUKLAR OKULA

Çocuklar okula,

Öğretmenler okula,

Türkiye mükemmelliğe,

Haydi çocuklar okula.

Çocuklar önemlidir.

Okulu sevin çocuklar.

Siz bizim çocuklarımızsınız,

Haydi çocuklar okula.

Her çocuk okulda

Hepsi mutlu.

Siz bizim olmazımızsınız

Haydi çocuklar okula.

ARDA DAĞDELEN

ORTACA İMAM-HATİP ORTAOKULU

 


BİR MEHMETÇİK VARDI

Bir Mehmetçik vardı.

Biz rahat uyuyalım diye.

Ebediyen uyuyan şanlı

Bir Mehmetçik vardı.

Bir düşman vardı.

Mehmetçiklerimizi öldürmeye çalışıp

Vatanı bölmeye çalışan

Bir düşman vardı.

Bir millet vardı.

Bayrağımızı indirmeyen,

Vatanı böldürmeyen şanlı

Bir millet vardı.

Bir Mehmetçik vardı.

Milleti için her şeyi,

Ülkesi için her şeyi

Yapan bir Mehmetçik vardı.

ABDULKADİR HASMAN  7/A    252

ORTACA İMAM-HATİP ORTAOKULU


ŞTE SONBAHAR GELDİ

İşte sonbahar geldi.

Esen serin rüzgarlar, sararan yapraklar…

Bu mevsimde kim hüzünlenmez ki…

Mevsimler  geçiyor ömrümüz gibi.

İşte sonbahar geldi.

Şimdi sokaklar sizin yapraklar.

Bırakın artık çiçeği, böceği.

Yağmurlar yağıyor,gözyaşları gibi.

İşte sonbahar geldi.

Sessizliğin ve doğanın rengi.

Dışarıda rüzgar eserken

Sen kendini o rüzgara ver.

İşte sonbahar geldi.

Geride kaldı renk cümbüşleri.

Mevsimlerin alası sonbahar.

Sonbahar da geçip gidiyor ömrümüz gibi…

Zehra AYDINOL

Ortaca Ortaokulu 


ALLAH’IN ELÇİSİ

Peygamberimiz gülünce

Güller açar gül yüzünde

Peygamberimiz üzülünce

Ümmeti üzülür onunla

Sen nursun bize

Sen peygambersin ümmete

Kalbimin içinde

Allah aşkı var sende

La ilahe illallah

Muhammeden  Resulallah

AHMET TOPCU

ŞEHİT MUSTAFA AYNA ORTAOKULU


KEDİCİK

Yalvaran gözlerle bakma,

Üzülüyorum bak sonra,

Biliyorum korkuyorsun,

Zarar gelmez benden sana.

Beslerim  seni,

Severim tüylerini,

Oynayalım birlikte,

Korkutmam hiç seni.

Toplayalım arkadaşlarımızı,

Silelim gözyaşlarınızı,

Gülücükleriniz  dağılsın her yere,

Parlatalım gözlerinizi.

GİZEM AYDOĞAN   7/B

ŞEHİT NASUH AYDIN ORTAOKULU


HAYATIMIN DELİ KANLISI

Azman dağının eteğinde ufuklara doğru uzanan, halı gibi ovanın ortasında tek katlı, küçük, şirin mi şirin bir evde yaşıyoruz. Evimiz küçük ama mutluluğumuz içinde bulunduğumuz ova kadar geniş; ovanın yeşili kadar huzur doluyduk. Her zaman yaşanılan yerin insanlığın kişiliğini etkilediğini inanmışımdır. Dağımız ve ovamız yumuşak, serin, tenimizi okşayan havası bizim ailemizin de kişiliği, yaşam biçimi olmuştu.

Ben her zaman babamın ay parçasıydım, annemin de ezgisi… Ne zaman üzüntülü olsam, babam da üzülür, Ezgimizin ayağı takılsa, düşse benim de yüreğim konar, canım yanar derdi. Ben henüz on dört yaşındaydım. Baba ve anne sevgisinin tadını çıkarıyordum. Bu sevgi nasıl bir sevgiymiş? Bir çocuğu bu kadar da mı mutlu edermiş? Her zaman bu babanın ve annenin kızı olmaktan huzur ve mutluluk denizinde yüzmek gibiydi, rüyaydı. Bu rüyadan bir gün bir şey beni uyandıracak diye korkardım.

Bu ovanın en kahramanı, en şefkatli, en merhametli adamı benim babamdı, kahramanımdı… Kimselere kötülük edemez, herkesin yardımına koşar, komşularımızın da eli ayağıydı.

Her gün dört gözle, saat beşte evimize dönüşünü beklerdik abim Ömer’le birlikte. Ve her gün dakika aksatmadan aynı saatte evimize sapan yeşil otların arasındaki –çocukluğumuzun yolu olan- yolun başında görünür, abimle   yarışarak kahramanımıza koşardık. Önce başımızı koklar ‘’Cennet kokulu yavrularım’’ diyerek bizi sımsıkı bağrına basardı. Getirdiklerini verir, ‘’Ama yemekten sonra’’ der, bir eliyle abimin; bir eliyle de benim elimi tutarak mutluluğumuzun hiç bitmeyecek sandığım çocukluk yolumuzdan evimizin yolunu tutardık.

Bize ilk uçurtmamızı yapan ve ilk defa uçurtmamızı, ovanın yeşili ile dağın arasında uçuran delikanlı… Bana ilk defa bisiklete binmeyi öğreten delikanlı…

Bir gün yine okuldan geldik. Babamızın geldiği saatte yaklaşmıştı. Yine çocukluğumuzun yolunda yine babamızın beşte evimize dönüşünü bekliyorduk. Yine hayatımın delikanlısı gelecekti. Onu beklememek olmazdı. Bir günün hasreti; baba hasreti vardı. Bir günün sonunun özlemiydi. Bir saat geçti, gelmedi babam, iki saat geçti yine yoktu babam. Aslında zaman zaman da olsa bize sürpriz yapmayı severdi. Ama hiç bu kadar gecikerek sürpriz yapmamıştı, ilk defa böyle sürpriz yapıyordu. Biz alışık değildik böyle sürprizlere.

Uzun zaman geçtikten sonra amcam, annemi aradı. Annem bir elinde akşam yemeği hazırlığı, bir elinde telefonla konuşurken bayıldı. Benim ovayı ve dağı inleten çığlığıma halam yetişti, hemen ambulans çağırdı, annem hastaneye gitti. Gitti ama yüreğimden de bir şeyler gitmeye başladı.

Yolunda gitmeyen bir şeyler vardı. Annem ambulansla gitti, gitti ama az sonra babamızı beklediğimiz oyun yolumuzun başında babamızın yerine bir ambulans geldi. Bir, iki manevradan sonra evimizin önüne geldi. Ambulansın önünden önce amcam indi, indi ama benim de yüreğime indi. Amcam ağlamaktan başını yerden kaldıramıyordu. Ambulansla giden annemdi de gelen kimdi? Amcam niye ağlıyordu? Kimse niye bir şey demiyordu? Ambulansın arka kapısı açıldı, sedye ve sedyenin üstünde battaniye ve battaniyenin arasında babamı gördüm. Bu babamın ilk defa yaptığı sürprizdi. Koştum, üstüne atıldım, ‘’Babam çok özlettin bugün’’ dedim, ama bir sen gelmedi babamdan. Babamın da bana cennet kokulu kızım demesi gerekiyordu ama hiçbir şey demedi.

Dağ, gök üstümüze çöktü. Sevincimizin ovası altımızdan kaydı.

Nefes alamıyordum. Aldığım her nefeste artık babam yoktu. Her akşam beşte eve dönüşünü beklediğimiz babamız yoktu. Saçımızı öpüp, cennet kokulu çocuklarım, diyen bir babamız yoktu. Bisiklet sürerken dizim kanamıştı. En   büyük acım o sanıyordum. Onun en büyük acı olmadığını anladım. Babalar günümün olmadığını da anladım. Babasız çok yarım kaldım. Babasız çok eksik kaldım. Babam, yokluğun yüreğim de duran bir dikenin dinmeyen, bitmeyen acısı.

MELİS ÖKSÜZOĞLU

YUNUS EMRE ANADOLU LİSESİ