Güneyege Haber

Genç Kalemler 22. Hafta

258

BÜYÜCÜNÜN HATASI       

Evvel zaman içinde,kalbur saman içinde taa eski Mısır’da yaşayan bir büyücü varmış. Bu büyücü zamanının en güçlü büyücüsüymüş. Dağları küçük bir tepeciğe, küçük bir tepeciği dağa çevirirmiş.

Bu büyücü ülkesinin başına geçen kişiden memnun değilmiş. Nedense, halk o kişiden çok memnunmuş. Büyücünün krala olan nefretinin sebebi ise kral başa geçtiğinden beri büyülerini yapamaz olmasıymış.  Aslında nedeni büyücünün büyülere gereken önemi vermemesi ve kendini çok üstün görmesiymiş.

Yine büyücü böyle düşünürken kralı öldürmeye karar vermiş. Hatta kralı öyle bir büyüyle öldürecekmiş ki halk anında onu kral ilan edecekmiş.Büyücü, kral tören arabasının üstünde halkı selamlarken bir anda önüne çıkmış ve şöyle demiş:

-Sen krallığa layık değilsin !

ve büyüsünü yapmış. Büyüsü kralın başına küçük bir ülke büyüklüğünde kaya düşürmekmiş fakat büyüye gereken önemi vermediği için kaya kral yerine ona çarpmak üzere iken şöyle düşünmüş “Keşke kendimi üstün görmeseydim.” Bu büyücünün son düşüncesi olmuş

İlyas Doğanay Duman

Atatürk Ortaokulu


ANNECİĞİM

Anneciğim sen gelirsin diye,

Yollarını gözledim.

Gözümü yollardan ayırmadım,

Sen gelirsin diye anneciğim.

Gelmedin sen anneciğim,

Baktım çevremi tanımıyorum.

Utandım bir anda geriye çekildim,

Sen gelirsin diye anneciğim.

Yollarını bekledim gelmedin,

Üzüldüm belli etmedim.

Gelirsin anneciğim diyerek,

Ümidimi kesmedim.

Gelmeni istedim,

Aylarca bekledim.

Yüzümü kara çıkarıp,

Gelmedin anneciğim.

Hiç düşünmedin mi?

Arkamda beni bekleyen,

Bir yavrum var diye.

Ben seni bekledim,

Sen geri gelmedin anneciğim.

Kübra KARAKAŞ 6/B

Atatürk Ortaokulu


ASKER

Geceleri gözüne uyku girmeyen.

Uyku nedir hiç bilmeyen.

Ayakta senin için hep bekleyen,

Kimdir o bilir misin?

Kalbinde hep bir özlem olan.

Ailesinin özlemiyle yaşayan.

Anne kokusunu hepten unutan.

Kimdir o bilir misin?

Çocuğunun adımlarını göremeyen,

Yaş günlerinde yanında olamayan.

Fotoğraflarına bakıp bakıp ağlayan,

Kimdir o bilir misin?

Memleket ateşiyle daima yanan.

Eşini, dostunu geride bırakan.

Vatan uğruna kara toprağa yatan.

Kimdir o bilir misin?

Sevgiyle hasret süren.

Mektuplar yazan, türküler besteleyen.

Yârini hep kalbinde taşıyan.

Kimdir o bilir misin?

Emine TURAN

8/A ÇAYLI 100. YIL ORTAOKULU


KADIN GİTTİ ADAM BİTTİ

Herkes uykudayken o karanlığın serinliği ile baş başa kaldı. Açık camdan giren ayaz onu üşütmüştü. Camı kapattı, sonra tekrar masasına oturdu. Başladı yine yazmaya.

Amansızca mektup yazmaya koyulmuştu. Kafasını dahi kaldıramıyordu. Sevdiği kadına yazıyordu. Gözlerinde huzur bulduğu kokusu sahil kenarını anlatan, gülüşüne güldüğü kız şimdi bir başkasına gülüyor ama yazıyordu. Adam ağlıyordu, kadın resmen onu öldürmüştü. Ama mezarına çiçek bıraksa adam hemen affedecek gibiydi. Adam mektubun ortasına geliyor, yazdıkça ağlıyor, ağladıkça yazıyordu.

Mektupta ne değişti de bırakıp gitti? Şu an yalnızım, yapayalnızım. Benim yalnızlığım insanlarla dolu. Hiçbir şey yapamaz oldum sen gideli. Sadece yazıyorum. “Yeni birisini bulursun.” demiştin. En çok buna yanmıştı canım. Herkes birini bulabilir ama önemli olan birbirini bulmak.

Senin sayende yazar oldum, şair oldum. Bana dediler ki: “Kalbe dokunmayı biliyorsun.” aslında sen de kalbe dokunmayı biliyorsun sevdiğim ama kırarak kırmadan dokunamıyorsun. İnsanın kalbine bak paramparçayım. Yazar bir gün şair oldum dedim ya resmen acımla para kazanıyorum. Yazdıklarımı okumayı seviyorlar. Sevdiğim biliyor musun? Ben her yere seni yazarım ama ölsem sana yazamam.

Sevdiğim kadın bir mektubu asla okuyamayacaksın ama git bu şehirden, gitme demeyeceğim. Gitmekte özgürsün ben seni ısıtmak için canımı yakarken, diğerleri sana “Seni seviyorum” der üşürsün.

“Yazıyorum” dedim ya… Gelişigüzel değil sevgilim sana yazıyorum. Mesela dün adımla adın arasına virgül koyamadım. Zaten yaktım o mektubu. İsmini kıskandım okuyucularımdan… Duyuyorum adını tanımadıklarımdan. Senin adının geçtiği yerde benim bin defa içim geçiyor… Yemin ederim bilmiyorsun nasıl boşlukta olduğunu…

Bu sana son mektubum. Bil ki sana kırgın öleceğim. Ama keşke ellerini tutabilseydim, o zaman ölsem, eksiksiz ölürdüm… Ne demiş şair:“ Özlemek ölmekten iki  harf fazla.” “Artık seni özlemekten yoruldum.  Ruhuma sensiz bir hayatı yakıştıramadım sevdiğim. Bu mektup sana veda mektubum. Hiç kavuşamadığım birine veda ediyorum ne saçma…”

Mektup bitti, adam bitti… Ayazın geldiği camı açtı, odaya hemen son sözleri

“Kendi hayatımda nasıl benden çok yer kaplayabildin, nasıl sevdim seni her şeyden çok… Bir dünya insan vardı, geldim seni buldum.  Bir insan dünyam oldu... Ağlaya ağlaya toplandım, bak gidiyorum… Sevgilim sana bir kalp değil, ömür armağan edilir…”

ESMANUR FATMA KAÇAN

ÇAYLI 100. YIL ORTAOKULU


YORULDUM

Anlatamaz bazen insan. Neye kızdığını neye alındığını neye kırıldığını. Bazen düşünür zaten anlayamayacaklar ne gerek var ki anlatmaya diye gerçekten de düşündüğü gibi olur. Uzun zamandır içinde sakladığı bir şey vardı. Hatta hep içine attı, hep suskunluğu fırtınayı getiren de küçük bir esintidir zaten. Patlayıverir sonra derler. Buna mı alındın buna mı kızdın?  Evet, buna kızdım, evet buna alındım. Alınmam gereken şeyleri de mi size soracağım kardeşim! Bazen insanı o kadar sinir ediyorlar ki neden varım bile diyorum yani. Sinirden ağlamak o kadar kötü bir şey ki ağladığıma sinirlenip daha çok ağlıyorum. Babam bile durduk yere kızıyor. En sevdiğim en güvendiğim bir insan bana bunu yapıyorsa her şeye hazırlıklı olmak lazım demek ki! Anlatılmıyor bazı şeyler güveniyorsun ama yine de anlatamıyorsun. Seninle senin ve iç sesinin sırrı olarak kalıyor. Bazıları da sır olarak kala kala yiyor bitiriyor seni. Hayattan nefret ediyorsun. Neden yaşıyorum gibi sorular geçiyor aklımdan. Hatta bazen diyorum ki acaba öldüklerinde dünya başıma yıkılacak olanlar ölsem ağlar mı? Derler mi neden bırakıp gittin? Düşünüyorum. Hatta bunları bilmek için ölmeyi bile düşündüm. Kimse için değmez diyorum. Ertesi gün yine doğmuşum. İçim dolmuş, gözlerim dolmuş. Patlamaya hazır bomba gibiyim. Galiba olacaklar sıralı her defasında başa sarmaktan çok yoruldum… Gerçekten artık çok yoruldum.

Özge OKATAN

8/A ÇAYLI 100. YIL ORTAOKULU


15 TEMMUZ GECESİNDE

15 Temmuz gecesinde

Bizler evdeyken ,

Düşmanlar yurdumuzu

İşgal etmeye çalışırken.

Düşman askerler silahlı

Sokaklarda.

Tanklar yollarda,

F 16’lar  havada.

Ülkemize bomba yağarken

Bunu gören insanlar

Sokağa döküldü.

Hiç düşmeden

Düşmanların üzerine yürüdü.

Kimisi tankın altında

Kimisi namlunun ucunda.

Hiç düşmeden

Koruyorlar vatanlarını.

Sümeyye SARITAŞ

ORTACA İMAM-HATİP ORTAOKULU


MEHMETÇİKLERİMİZ

Soğuk, açlık, susuzluk

Hiçbirisi durduramıyor.

Damarında o kan aktığı sürece

Vatan için savaşıyor.

Türk Milletinin ululuğunu

Gelmiş geçmiş herkes biliyor.

Kolları, ayakları bağlı,

Suda yüzebiliyor,

En dik yokuşlarda kamufle oluyor,

Ve hayatını sonuna kadar

Türk Milleti için savaşıyor!

İclal DEMİR

ORTACA İMAM-HATİP ORTAOKULU


BİR UMUT DOLUSU HAYAT

İçimde kocaman umudum var,

Hiç bitmeyen düşler

Sonu gelmeyen hayaller

İçimde kocaman hayallerim var

Rüzgar gibi esenler

Gözümün önünden akıp gidenler.

İçimde kocaman düşlerim var.

Gözümün önünde canlanan

Aklımda kurduğum güzel hayaller

İçimde bir umut dolusu hayat var,

Yalnızlığa tek başına gidenler,

Hayat durunca film şeridi gibi geçenler…

Halil KARGILI

8/F  ORTACA ORTAOKULU


RENK CÜMBÜŞÜ

Sarı, kırmızı, mor

Sen  bir çocuğa sor

Seçemez kolayca

Kaybolur  rüyalarla.

Bulamaz kendi rengini

Arar umutsuzca ama

Ama onlar sonunda

İçindeki  rengi taşır yıllarca

Herkes taşır kendi rengini

Kendi rengiyle mutlu olur

Karışır birbirine

Oluşur yeni renkler.

Görkem ABACI

ORTACA ORTAOKULU


ANNEM

Canım annem

Ailenin meleğisin

Nurumun güzelliğisin

Irmakların perisisin

Meleğim canım annem

Aile sensiz olmuyor

Nurumun güzelliği

Neyleyeyim ben sensiz evi

Ev sensiz olmuyor

Meleğim canım benim

EMRECAN ÖZTÜRK

ŞEHİT MUSTAFA AYNA ORTAOKULU


KELEBEK ÖMRÜ KADAR

Toros dağlarının Çukurova’yı seyreden yamacında içinde büyük mutlulukların yaşandığı küçük ve huzurlu bir evimiz vardı. Abim yalnız bana abi değil;tüm mahallenin abisiydi. Babam ve annemle mutluluğun doruklarında masalların en güzel yerinde geçen hayatımız iki yıl önce babamın kanser rahatsızlığıyla kabusa döndü. Çoğu zaman bu yaşadığımız huzur ve mutluluktan korkardım; bir gün yalan olacak diye. Bizim de hayatımız masal gibiydi, ta ki babamızı kaybedinceye kadar. Masallarımız, masalların güzel yerindeki büyü, ağıtımız oldu. Evimizin direği yıkıldı. Çatımız göçtü. Annem, ben, abim altında kaldık. Hiçbir zaman da çıkamadık, çok ağır geldi babasızlık, gökkubbe yüreğimize oturdu. Soluksuz kaldık. Nefes alamaz olduk. Sol yanım sürekli acıyor. Sol yanımın acısıyla yaşamak zordu. Annem babamızın vefatından sonra rahatsızlandı.Şeker gibi anneme bu kadar şeker fazlaydı. Şeker rahatsızlığı da böbreklerini içten içe bitiriyordu. Her şeye rağmen annem yine de bizi ve kendini ayakta tutmaya çalışıyordu. Kolay değildi yirmi iki senelik kader ortağını kaybetmek. Kolay değildi sırtınmızı yasladığımız sıra dağları kaybetmek. Gizli gizli bakardım. Annem odasına geçer, göğsünden çıkardığı babamın fotoğrafına uzun uzun bakar, bakar; ağlar ağlar; hıçkırıklar içinde gözyaşlarına boğularak olmayan evimizin direğiyle sırtımızı yasladığımız sıra dağımızla, nefesimiz, sol yanımızdaki acının sebebiyle konuşur, konuşurdu. Çoğu zaman söyledikleri anlaşılmazdı, ama ben anlardım. O odada ağlarken ben de gizli gizli kapının önünde sessizce ağlardım, içim ağlardı, sol yanım ağlardı, elim, beynim ağlardı.Evimizin direği ağıtımız olmuştu. Dedim ya masalların en güzel yerindeki hayatımızdan masallarda olmayan ağıtımız çıkmıştı. Aslında her mutluluk ve huzur kelebek ömrü kadardı. Masallardan kelebek ömrü hayatı çıkar mıydı; çıkıyordu işte.Kırık dökük, içten içe ve sessizce burukluğumuz ve hayatın kıyısına itilmişliğimizle biz hayatı değil; hayat bizi yaşarken evimizin patika yolunun başında bir insan belirdi. Derken, evimize yaklaştığında ‘Ayşe teyze, müjde! Müjdemi isterim. Oğlun asker oluyor. Belgelerini getirdim,diyerek sevinçle merdivenin son basamağına çıkmıştı. Annemi gururla karışık bir telaş sardı,ayakta duramadı, belinden tuttu,balkondaki divana kendini zor bıraktı. Ta ki abim bahçe kapısında görünene kadar. Abim, celp belgelerini okudu ‘Allah’ım! Bana bu günleri de gösterdin! Sana sonsuz şükürler olsun’ diyerek evimizin olmayan mutluluğuna bir tutam gülücük atmaya çalıştı. Annem, her zaman peşinciydi. Abimin hazırlıklarına başladı. Önce asker kınası yakıldı. Kınayla birlikte eğlencesi mahalleli tarafından yapıldı. Babamızın yokluğundan bu yana ilk defa evimizde bir günlüğüne yasımıza ara verdik. Toplu halde garaja gidildi ve abimizi uğurladık. Temel eğitimini tamamlayıp dağıtım izni için evimize geldi. İki hafta kaldı. Abimi canıyla,teriyle, kanıyla uğurladık Çukurca’ya. Çukurca abimi kanıyla, teriyle, canıyla,ruhuyla geriye verecek miydi? Gidişin dönüşü var mıydı, dönüpde görüşmek var mıydı? Baba acısı hatta babasızlık acısı çekenler için haklı bir soruydu. Çünkü bizim mutluluklarımız kelebek ömrü kadardı.Bir gece annem, ağlayarak yatağından fırladı. Soluksuz kalmıştı ‘Oğluma bir şeyler oldu, oğlum benden helallik istedi, Kerem’im anne hakkını helal et diyerek ışıklı bir yola girdi’ diyerek dövünüyordu. Annemi sakinleştirmeye çalışırken bizim her şeyimiz kelebek ömrü kadardı. Sabaha kadar uyumadan bekledik, yine bir kelebeğin daha aramızdan ayrılışının habercisiydi gecenin karanlığı. Sabahın ışıklarıyla muhtar uğradı ‘Geçiyordum hal hatır edeyim’ dedi. Dedi de içimizde ciddi bir şüphe oluştu,ta ki kapımıza gelen jandarma aracına kadar. Araçtan komutan indi, bizim de yüreğimize indi. Evimize yöneldi, annem boynuna sarıldı ‘Kerem’im ölmedi değil mi? Kerem’ime bir şey olmadı değil mi? Yalan de Kerem’im ölmedi de diyerek ayakta durmaya çalışıyordu. Komutan yarısı yanmış fotoğrafı anneme uzatarak ‘Başınız sağolsun’ dedi. Elimden ayağımdan can kesilmişti. Bir kenarda yere yığıldım o an haykırışlarım abimin sebebi. Annesinin bir tanesi Yüreğimin incisi Bir dal gülümsün Yüreğimin közüsün Yetimim buraya kadarmış ömrün Kışını getirdin ömrümün. Annemin ağıtları gözümden dökülen yaşlara sebep oldu. Tabutu geliyordu, aracın üstünde. Bayrağa sarılı tabutu geliyordu. Abim böyle gelmesin diye yalvarmaya başladım. Kalk abi, yanıma böyle gelemezsin sen, hadi sarıl, kokla kardeşini. Açın tabutu, kalk ağabeycim kalk ne olur kalk, sen yatmayı sevmezsin, o güzel gözlerini aç, ağabeycim toprağın altına yakışmıyorsun. Abicim, babamdan sonra çok zor geliyor, diyerek içimden gelen kontrol edilmez ağlamamla ayakta duracak takatım kalmadı. Abimin naşı cenaze namazından sonra askeri törenle alındı, da bizden de babamızdan sonra hayata tutunduğumuz bir pamuk ipliği vardı, o da koptu. Allah’ım! Ne kadar zor, masallardaki güzelliklerin kelebek ömrü kadar olduğunu görmek ve yaşamak… Babamızdan sonra bir nebze de olsa abimizle kırık dökük, yalandan da olsa hayatımıza sahte gülücükler atmamızı sağlayan yeni yeni yeşeren çınarlarımızı kökünden söklediler. Abimin ömrü de babamıza çekmişti. Onunda hayatı kelebek ömrü kadar oldu. Çukurca;kanıyla, teniyle, canıyla aldığın abimi soldurdun, cansız bıraktın, soluksuz bıraktın, hayata kıyısından ucundan tutunmaya çalıştığımız nefesimizi bitirdin. Ah Çukurca senden hayata tutunacak bir dal, bir filiz istiyorum. Verebilir misin, bana veremezsin Çukurca veremezsin.

Melis ÖKSÜZOĞLU

Yunus Emre Anadolu Lisesi