Güneyege Haber

Köyceğiz Kavakarası’nda bir Mandıra Filozofu…

Merakını yeteneğe dönüştüren bir ressamın öyküsünü anlatacağım bu hafta…

Havaalanında yer hizmetlerinde işçi olarak çalışan Celalettin Dinçer “benimki meraktı… Merakımı yeteneğe dönüştürdüm” diyor.

Ben etrafa farklı bakarım. Sizinle aynı yere bakalım ben farklı görürüm diyor. Ressam.

Hiç kopyacılık yapmadım. Kopya resim yapmak sahtekarlıktır. Yapan zaten yapmış. Önemli olan senin yaratıcılığın. Hayalinde hep bir Mandıra Filozofu gibi yaşamanın özlemi olan Dinçer, Buca’daki evimi sattım Kavakarası’na yerleştim bu hayalimi gerçekleştirdim ailemle birlikte doğayla iç içe yaşıyoruz diyor.

Eşi Nurdan hanımla birlikte bin metrekarelik bir yer alan ressam  hayat hikayesini anlatırken verdikleri kararın çok yerinde olduğunu eşiyle birlikte artık tamamen doğal bir yaşam sürdürdüklerini belirtiyor…

Kendisini biraz tanımak istedim Celalettin Dinçer’in ve hayatının kesitlerinden başladık röportaja.

Ersin Turan: Celalettin Dinçer kimdir diye sordum…

Celalettin Dinçer: “Manisalıyım… 25 yıl İzmir Adnan Menderes havalimanında yer hizmetlerinde çalıştım… Uçakları pist başına çeken araçları kullanıyordum. Çok yorucuydu işimiz. Nasıl 25 yıl çalıştım bazen ben bile inanamıyorum.

Gecemiz gündüzümüz yoktu. Mesai saatlerimiz karmakarışıktı. Bir Rus pilotu hiç unutamıyorum. Bize kocaman uçaklar gelir onları pist başına alırız. Pist başından geri iterek yön verdiririz… Bir gün büyük bir Rus Uçağı gelmişti “Antonov” devasa bir uçaktı… Pilota piste yanaşırken işaretle sağı tarif ediyorum pilot sola gidiyor. Ne yaparsam tersini yapıyor. Zar zor piste aldık uçağı. İkinci pilot bana Rus’ça bir şeyler söylüyor ve gülüyor… Meğer bana kaptan sarhoş diyormuş. O zaman anlamıştım neden tamamen ters hareketler yaptığını ve o uçağın pistten çıkmasını zar zor önlemiştim.”

Ersin Turan: Resme olan merakını ve bunu nasıl profesyonelliğe dönüştürdüğünü konuştuk Celalettin Dinçer ile…

Celalettin Dinçer: ”Resme merakım vardı. Boş zamanlarda hep bir şeyler çizerdim. Kara kalem olsun yağlı boya olsun çizimimi herkes beğeniyordu. Ben bu iş için hiçbir ders almadım. Sadece kafamdaki canlandırdığım hayalleri tuvale döküyordum. Baktığım gördüğüm her şeyi farklı görerek resme dönüştürüyorum. Asla kopyacılık yapmadım. Başkasının çizdiği şeyi ben çizmem. Adam zaten onu çizmiş, o sahtekarlık olmaz mı”

Ersin Turan: Bu zamana kadar kaç resim yaptınız ilk resminiz neydi?

Celalettin Dinçer: “92 yılıydı İzmir Buca’da o yörede tanınan bir sokak ressamı vardı. Bir gün bende bir şeyler çiziyorum dedim. Bana şöyle bir baktı küçümseyerek. Ona yaptığım bir resmi göstermek istedim. İlgilenmedi… Ya bir bak filan üsteledim zar zor göz attı. Bir daha baktı. Bunu sen mi çizdin dedi. Evet dedim. Sen baya yeteneklisin ama teknik konularda zayıfsın dedi.  İlk teknik bilgilerimi ondan aldım. 1994 yılı Ülkede ekonomik kriz nedeniyle işten çıkarmalar oldu bende çıkartıldım. Bu arada geçimimi sağlamam lazımdı. Sokak ressamlığına başladım. Eşim Nurdan hanımla birlikte İzmir’den Tuval malzemeleri aldık. Sokaklarda resim yapıp, satarak idare ettik… Daha sonra eski işime tekrar çağırıldım… Resim konusunda da malzeme sıkıntısı yaşıyordum… Toz boyayı sulandırarak yağlı boya haline getirip resimler yapıp satıyordum. Bu arada toz boya kuruyunca dökülüyordu. Derken sattığım resimlerden para kazanmaya başladığımda profesyonelce takımlar almaya başladım… Resim işimi ilerlettim. Doğa ve manzara resimleri konusunda çok başarılı olduğum başka ressamlar tarafından da belirtiliyordu. Artık işin tekniğini de iyice kavramıştım. Türkiye’de ünlü ressamlar la tanıştım.  Bu güne kadar 400’e yakın resim yaptım. Sosyal medya üzerinde resim satışları yapılan bir siteye yaptığım resimleri gönderdim. Orada başarılı bulunan resimler en fazla 20 ila 30 beğeni alırken benim 150 beğeni alıp sattığım resimler oldu… yeteneğimi  sanata sanatımı da kazanca dönüştürmüştüm…

Köyceğiz’e bağlı Kavakarası Mahallesinde yaşayan Celalettin Dinçer’in evinin kapısında “herkese açıktır uğramadan geçmeyin bir çayımızı için” yazıyor…  Kısacası eşiyle birlikte misafirperverliklerini sanatıyla birlikte sergilediklerini görüyorum…

Mandıra Filozofu filmini seyrettikten sonra aynı yaşamı kurmak amacıyla karşılarına çıkan fırsatı değerlendirerek İzmir Buca’dan Kavakarası’na yerleşen Ressam ve eşi burada tamamen doğal sebzeler meyveler yetiştirip yaşamlarını sürdürüyorlar.

“Kendi yemediğimi başkalarına yedirmem” diyen ressamın öyküsü böyle…  Ben, Celalettin beyi ve eşi Nurdan hanımı tanımakla mutlu oldum…

Bir sonraki hafta Baş Başa’da başka bir konukla buluşmak üzere…