Güneyege Haber

ÖĞRETMEN-ÖĞRENCİ VE AİLE İŞ BİRLİĞİ

Hocam okula ne zaman gelelim? Öğretmenler ile hangi aralıklarla görüşelim? Okulda yapılan faaliyetlerden haberimiz olmadı. Çocuklar bize bir şey söylemedi. Keşke bizim de bu çalışmadan,eğitimden,seminerden haberimiz olsaydı kesinlikle katılırdık. Bu cümlelere sizlerin de aşina olduğunuzu düşünüyorum. Hemen hemen bütün öğretmenler ve meslektaşlarım bu sorularla karşı karşıya kalmaktadırlar. Acaba veliler olarak en kıymetli varlıklarımızı yani çocuklarımızı eğitmeleri için emanet ettiğimiz öğretmenlerle yeterli düzeyde iletişim kurabiliyor muyuz?

Ülkemin acı bir gerçeğidir bu mesele. Hangi okula giderseniz gidin,hangi öğretmenle konuşursanız konuşun velilerin okula gelmediği ve yapılan çalışmalara katılmadığı anlatılır. Bunun yanı sıra ailelerin çocuklarının okul durumları ile yeteri kadar ilgilenmedikleri söylenir. Bir diğer gerçek de velilerin öğretmenlere net bir şekilde güvenmediği,öğretmenlik mesleğinin kutsallığının kalmadığı olgusu da ortadadır. Hal böyle olunca da olan ne velilere ne de öğretmenlere olur; sadece çocuklarımız etkilenir bu durumdan. Aile ile öğretmen iş birliği yapılmadıkça öğrenciden beklenen davranış durumu da maalesef istenen düzeyde olmuyor.

Öğretmenin okulda çocuğa kazandırmak istediği bakış açısı,davranış ve tutum aile tarafından evde desteklenmeyince maalesef öğretmen yol alamıyor. Yani öğretmenin değerleri ile ailenin değerleri birbirini tutmayınca öğrencide çatışma durumu yaratabiliyor. İşte bu yüzden öğrenci ve öğretmenden önce veli ve öğretmen iş birliği yapmalıdır.

Bazı ebeveynler ise okula geldiğinde müfettiş edasıyla öğrenci not ve davranışları üzerinden öğretmeni sorgulayarak antipati oluşturuyor. Öğretmen istemese de bu durum öğrenciye olumsuz yansıyor. Burada veliler denetleyici rolden ziyade paylaşımcı role geçmeleri gerekiyor ki veli-öğretmen arasında güven duygusu oluşsun.

Bazı velilerde de şu durum sık sık görülmektedir; çocuklardaki sorunları ya da yetersizlikleri kabullenmemek. Bu durum öyle bir durumdur ki hem aileye hem öğrenciye hem de öğretmene zarar vermektedir. Bu durumun üstesinden gelmek ancak etkili iletişim ile mümkündür. Sorunların konuşulabilir olması sorunların çözümü için çalışmanın başlaması demektir. Ancak eğitim sistemindeki yarış ve en iyi olma savaşı bu iletişimin gelişmesinin önündeki en büyük engeldir.

Sözün özü; Okullar öğrencileri sınava hazırlayan hazırlık kursları değil,çocukları hayata hazırlayan kurumlar olmalıdırlar. Bunun için aileler öğretmenleri sadece bilgi aktaran kişiler olarak görmemeli,çocuklarının ve kendilerinin mutluluğu için öğretmenler ile mutlaka iş birliği yapmalıdırlar. Eğer çocukların başarısı ile mutlu olmak istiyorlarsa okula uğramak için davetiye ya da veli toplantısı beklememelidirler. Okulda öğrenciyle ilgili kimler varsa (müdür,müdür yardımcısı,rehber öğretmen,sınıf öğretmeni) onlarla mutlaka irtibat halinde olmalıdırlar.

Sevgili anne babalar, siz varsanız okullar hayat bulur, çocuklarınız ve öğretmenler daha mutlu olurlar…