Güneyege Haber

Yalanım varsa..!!

Koca koca adamlar, profesörler, doçentler, gazeteciler, aklı erenler, ermeyenler oturup gözümüzün içine baka baka, “FETÖ devlette nasıl yapılandı” diye tartışıp duruyorlar.

Şaşkınlıkla, hayretle, ağzımız bir karış açık dinliyoruz.

Oysa bu konuyu tartışanların hemen hemen tümü, düne kadar “Hocaefendi” dedikleri lümpene şirinlik için nazire dizen adamlar.

Tüketildi mi?

Hayır.
Şimdilerde FETÖ ye karşı çıkmış kim varsa onları FETÖcü diye ihbar edenler de bunlar.

Amaçları kendi mabatlarını kurtarabilmek.

İktidardakiler de bu işin böyle olduğunu bal gibi biliyorlar ama ne yapsınlar?

Milyonlarca Suriyeli sığınmacı üreme faaliyetlerini sürdürüyormuş, bu işin sonu hoş değilmiş düşünen, tartışan, çözüm arayan kimseye rastlayamamak, düşünen, aklı başında yurttaşın içine oturuyor.
Her evde, her işyerinde televizyon var.
Haber kanallarının dışındaki televizyonlar, kimin eli kimin cebinde programları üretip sunuyorlar.

Benim necip halkım, neredeyse bu tür kanalların tiryakisi olmuş durumla.
Konuyu tartışan, analitik yaklaşıp eleştirel yaklaşımlar gösteren Allah’ın bir kuluna rastlayan var mı?

Demek ki herkes halinden memnun.

X
Tezkere, olağanüstü toplantıya çağrılan meclisten geçti.

Şimdi ne yapacağız?

Süngü takıp Allah Allah diye Kuzey Irak’a sefer mi eyleyeceğiz?

Böyle olmasını isteyen çok insan olduğunu düşünüyorum.

Ancak öyle olmayacak.

Aslında bütün mesele Ortadoğu’daki petrol yatakları.

Barzani’nin referandum yapmasına İsrail’den başka sıcak bakan ülke yok.

Amerika çoklu oynuyor.

Bizim başbakanın çıkıp, “Barzani efendi ile anlayacağı dilden konuşabiliriz” diye diplomatik bir dil yerine dayılanmasına da hiç gerek yok.

Habur Sınır Kapısını kapat, Yumurtalık’a gelen petrol boru hattının vanasını sıkıştır, yeter de artar bile.

Ondan sonrasını Barzani’nin bizdeki ortakları düşünsün.

Referandum da referandum diye tutturan Barzani, düne kadar bizim verdiğimiz pasaportla dünyayı dolaşmıyor muydu?

Türkiye’ye davet edip, kongreler de ona bir de konuşma yaptırıp, “Türkiye seninle gurur duyuyor” diye çığlıklar atmadık mı?

Daha sonraki bir ziyaretinde, göndere Kuzey Irak bayrağı çekilmesine göz yummadık mı?

Şimdi, “Barzani efendi ile anladığı dilden konuşabiliriz” diye dayılanmanın ne alemi var?

Diplomasiyi, diplomatik dil kullanmayı unuttuk mu yoksa?

Bu konuda son bir soru;
Barzani’nin Türkiye’deki ortakları ne düşünüyor acaba?

Merak etmekte haksız mıyız?

Hadi bakalım, kartları dağıtın, oyun başlasın…