Güneyege Haber

YAZMAK ya da YAZMAMAK

yusuf-kayacik-guneyege-net

Merhaba sevgili dostlarım….

Yazılarıma olan ilginizin gittikçe arttığını görmek bana büyük keyif ve aynı zamanda büyük güç veriyor…

Bu yazıma hepinize ayrı ayrı teşekkür ederek başlamak istiyorum….

Geçtiğimiz hafta “ŞEREFSİZLER” başlığı ile kaleme aldığım yazı yine çok büyük ses getirdi…

Yediden yetmişe herkesten onlarca tebrik telefonu aldım…

Arayanların arasında öyle isimler var ki, insanın gururlanmaması mümkün değil…

İlimizin usta gazetecilerinden tutun da, milletvekillerimize, üniversitemizin çok kıymetli profesörlerinden Milas’ın en kırsal mahallelerinde yaşayan hemşehrilerimize varıncaya kadar kimler aradı kimler….

Tek kelimeyle ifade etmek isterim ki; sizlere minnettarım…

Çünkü ben iddialı bir insanım…

Ele aldığım bir işi başarmak için sonuna kadar mücadele ederim…

Köşe yazısı yazmak zor zanaat…

Ama…

İnanın başarmak için çok çalışıyorum…

Gündemi aralıksız takip ederken, konuları derinlemesine araştırıyorum…

Usta yazarların giriş-gelişme-sonuç bağlantılarını nasıl kurduklarını, okuyucunun ilgisini nasıl çektiklerini, yazılarının sertliğini, yumuşaklığını nasıl ayarladıklarını inceliyorum…

Rakamlar üzerinde çalışarak sizlere doğru istatistiki bilgiler vermeye çalışıyorum…

Tarihsel verileri asla atlamıyorum…

İçerisine bolca doğruluk ve dürüstlük katıyorum…

Biraz cesaret…

E biraz da duygu ilave edince…

Yazı kendiliğinden ortaya çıkıveriyor…

Bu arada yazmadan edemeyeceğim…

Yazımı okuyup beğeni atan ya da sosyal medya aracılığı ile güzel yorumlarını bizlerle paylaşan okurlarımın bazılarının Ak Parti İl Başkanlığımız tarafından aranarak yorum yapmamaları ya da beğeni atmamaları yönünde uyarıldıkları bilgisi geliyor…

Yazının bir bölümünde…

‘Seninle ilgili bir daha asla yazmam, Allah Muğla’da Ak Parti’ye oy veren 184 bin dava dostuna sabır versin’ demiştim…

Eksik yazmışım…

Allah Muğlalılara bolca sabır…

Sana da bolca akıl-fikir ihsan eylesin…

Deyip, bu konuyu sonsuza dek kapatıyorum….

Şimdi gelelim yazımızın başlığınaaaa….

Söylediğim gibi…

Bu aralar bolca övgü almaya alışıp hafiften de şımarmaya başladım…

Ama…

İstanbul”dan arayan İstanbul Büyükşehir Belediye Meclis üyesi bir büyüğüm, ‘senin gibi usta bir siyasetçi nasıl böyle bir tuzağa düşer’, ‘politika içermeyen, bu kadar net ve yalın bir yazıyı nasıl kaleme alırsın’, ‘bu yazını ileride aleyhinde kullanırlar’ diyerek beni kendime getirdi…

Zaten en yakınımdaki birkaç dostum da uzun zamandır köşe yazısı yazmamam gerektiği konusunda beni uyarıyorlardı…

En büyük endişeleri de, tıpkı İstanbul’dan arayan büyüğüm gibi yazılarımın ileride aleyhimde kullanılması ve bana zarar vermesinden korkmalarıydı….

Hatta yerel köşe yazarlarımızdan sevgili Özcan Özgür de bir yazısında benim siyaset ile köşe yazarlığı arasında bir tercih yapmak zorunda olduğumu yazmıştı….

Sevgili dostlarım…

Hepinizin beni benden fazla düşündüğünüzü biliyorum…

Ama…

Beni benden daha iyi tanıdığınızı da biliyorum…

Şimdi size sorarım…

Biz bir makam uğruna ne zaman eğilip büküldük ya da sıvılaşıp içinde bulunduğumuz kabın şeklini aldık ki; şimdi eğilip bükülelim…

Hep birlikte, dimdik durarak bugünlere gelmedik mi?

Hem biz doğruları ölünce mi söyleyeceğiz(yazacağız)?

Yazmak ya da yazmamak…

Olmak ya da olmamak…

Mesele bu kadar basit aslında…

Saygılarımla….