Alerjiler artışta mı?

Dalyan pazarında gezerken tontiş bir teyze çok önemli bir noktaya parmak basıyor: Yeni yeni elecciler (alerjiler) çıkaadilar evladım, moda diyolla. Hiç yoktu bunlaa“. Evet teyzemin gözlemleri bilimsel makaleler tarafından da destekleniyor. İngiltere’de yapılan bir çalışma 1990’dan 2005’e kadar geçen sürede alerjilerin %700, yani 7 kat arttığını gösteriyor. Hem de 15 yıl gibi bir sürede. Bu nasıl olabilir sevgili okurlar ?

*

Ben Dalaman-Ortaca’da büyüdüm. Hava güzelse sokakta, kötü havalarda arkadaşların evine giderdik. 104 Evlerde Sultan Teyze vardı, beraber büyüdüğüm arkadaşım Semih’in annesi, evde ne yemek varsa bütün çocuklara ikram ederdi. Hepimiz yerdik, kimseye de sormazdı badem alerjisi olan var mı, laktoz ve fruktoz intolaransı olan var mı? O zaman laktozu, intoleransı bilen mi var? Ben şimdi Almanya’da arkadaşları akşam yemeğe çağırmadan önce kimin neye alerjisi var onu öğrenmem gerekiyor ki yemekleri ona göre yapayım, geceyi hastanede bitirmeyelim. Herkesin kafasında aynı soru, neden alerjiler artıyor ?

*

Öncelikle alerjinin ne olduğunu anlatmak istiyorum. Alerji bağışıklık sistemimizin neyin tehlikeli olup olmadığını anlayamamasından kaynaklanan bir durum. Normalde bağışıklık sistemi hücreleri bakterilerin, mantarların üzerinde bulunan bazı molekülleri tanırlar, hemen bir imdat sinyali yayarlar. Bu imdat sinyali cilde yakın yerde olursa kızarıklık ve kabarma olarak görünür. Şimdi bağışıklık sistemindeki yanlışlıkla polenleri, fıstıkta bulunan proteinleri, sütte bulunan laktoz şekerini görünce sanki bakteri görmüşcesine imdat tuşuna basarlar. Sonuç, deride kaşıntı, gözyaşı salgılanması, hatta bazen şişlik yerine ve derecesine göre nefes alış verişinin zorlaşması gibi çeşitli düzeyde alerji dediğimiz reaksiyonlar gerçekleşir.

*

İşte bu alerjik reaksiyonların neden arttığı üzerinde kafa patlatan bilim adamları hijyen hipotezini ortaya attı. Bağışıklık sistemi hücreleri vücut hastalandıkça, dış etmenlere maruz kaldıkça gelişir ki bu immunolojinin en temel ve en iyi anlaşılmış konularından biridir: Kazanılmış bağışıklık denir. Bu hipoteze göre şimdi çocuklar hijyenik koşullarda büyüyünce bu ‚kazanılmış bağışıklık’ sağlayan hücreler bakterileri tanıyamıyorlar. Ama yine de etkinliklerini de kaybetmiyorlar. Aktif ama etrafını tanıyamayan Th2 türü hücreler, ne görseler heyecanlanıp ‘goca Muğlalı’ gibi „töbe töbe, endeki bakteri olagora!“ (‚bu kesin bakteri olsa gerek’) diye immunoglobin E (IgE) olarak bilinen imdat sinyaline basmaya başlıyorlar. Bu da ‘histamin’ salgılanmasıyla sonuçlanıp, hiç beklenmedik durumlara alerjik reaksiyonlar çıkmasına neden oluyor. O yüzden alerji ilaçlarınının çoğu bu histamini durduran anti-histaminik olarak bilinen kimyasallardan oluşur. Bu hipotezi dolaylı olarak destekleyen pek çok çalışma olsa da henüz doğruluğundan yüzde yüz emin değiliz.

*

Şimdi çocuklar ve bağışıklık sistemi henüz oturmamış bebekler kir pas içinde büyüse mikrop kapıp hasta olma şansları da yüksek ve bu da çok tehlikeli. Ama bebekleri ve çocukları sürekli temiz ortamlarda büyütünce de hayatları boyunca kimi besinleri alamayıp, kimi ortamlarda bulunma şanslarını ellerinden almak, beklenmedik ciddi alerjik reaksiyonlara maruz bırakmak da bir o kadar tehlikeli. Peki bunun dengesi nedir? Bu sorunun kesin bir cevabını vermek mümkün değil. Çünkü her bebeğin, çocuğun bağışıklık sistemi farklı kuvvetlerde ve farklı özellikler taşıyor. Benim naçizane tavsiyem, yavrularınızı mis gibi temizlediğiniz, çamaşır suyu kokan oturma odalarında değil; bahçelerde, deniz kenarlarında, arkadaş ortamında büyütmeniz ama tedbiri ve gözlemi de elden bırakmamanız yönünde. ‘Sağlıklı, neşeli bir hafta geçirin inşallah! Kem gözler uzak olsun size, arabanızın tekerine taş değmesin’ diyerek bu haftaki bilim köşesini pazardaki tontiş teyzem gibi bitirmek istiyorum. Almanya’dan selamlar, saygılar. (iletisim icin instagram: velivuraluslu)

Etiketler
Başa dön tuşu
Kapalı