Survivor’ın asıl kazananı:

Sevgili okurlar, bu yazıyı bir ağustos ayında İzlanda’da Vatnajökull buzulunun kenarından, büyük buz kütlelerinin suyun üstünde okyanusa doğru sürüklemesini izlerken yazıyorum. Güya bu en sıcak aylardan biri İzlanda’da ama donduk sevgili okurlar, donuyoruz. Ama havanın soğukluğundan öte asıl dikkatimi çeken üstümdeki türlü giysilere ve eldivene rağmen ellerim titrerken şu anda, etrafta yemyeşil kalmayı başarmış bitkiler. Şu çıplak ot kadar olamadık diye geçiriyorum içimden.

*

Bitkiler hakkında pek güzel tabirler kullandığımız söylemez. Ot gibi yaşamak deriz mesela sıkıcı bir hayatı anlatırken ya da odun gibi adam deriz anlamayan dinlemeyen insanlar için. Aslında bitkiler inanılmaz yetenekli canlılar. Hatta hiç öyle kutuplara ya da tropik ülkelere gitmeye gerek yok bitkilerin yeteneklerini görmek için. Kapıdan çıkar çıkmaz evinizin önünde kaldırımın üstünde beton çatlağında çıkan bir otun gözünden dünyaya bakalım bu haftaki yazıda. Biz insanlar genelde bir zorlukla karşılaştığımda hemen kaçarız, saklanırız, gerekli aletler, eşyalar yaparız. Ama bitkiler olduğu yerde yaşamlarını devam ettirirler.

*

Mesela Ortaca’da kışın gece don olabilir. Biz evde sobasız, kalorifersiz, dışarıda montsuz duramazken, o kaldırım taşlarının arasında çıkan ot, bana mısın demez o soğukta. Kendini adapte eder. Yazın güneşin altında beton kaldırımda 50 derece olur yine de aldırmaz o ot parçası. Üç ay yağmur yağmaz, hemen susuzluk moduna geçer. Kışın çok yağmur yağar, 1 hafta şu birikintisinin altında kalır o ot, yemyeşil olur. Peki bunu nasıl başarırlar?

*

Bitkiler çevreyi algılarken bizim sinir sistemimize benzer bir mekanizmayı kullanır. Hücrelerin üstündeki kalsiyum kanalları ile tehlikeyi ilk algılayan yaprak ya da kök tüm bitkiye uzanan bir elektrik sinyali gönderir. İki sene önce bir çalışmakta olduğum Almanya’nın Heidelberg kentinde karşılaştığımız, muhabbet ettiğimiz dünya tatlısı insan Prof. Simon Gilroy’un çok ses getiren makalesinde, bitkilerin bu elektrik sinyali gönderirken kullanılan almaçların ‚glutamat reseptörleri’ olduğu tespit edilmiştir. Çok benzer ‚glutamat reseptörlerinin’ insanlarda ve hayvanlarda bulunması hatta bizlerin tat alma ve dokunma duyusu için de benzer şekilde çalışması ise kelimenin tam anlamıyla muhteşem.

*

Bu benzerlik ‚bitkilerin acaba sinir sistemi mi var’ fikrini desteklese de, bitkilerde bizlerdeki gibi merkezi bir sistem yok. O yüzden bu kalsiyum sinyalleri beyin gibi bir yerde toplanmaktansa tüm bitkiyi sarıyor ve her hücre kendi savunma mekanizmasını aktif hale getiriyor. Mesela sıcaklık artışı durumunda her hücre sıcağa karşı kullandığı HSP (Heat Shock Protein) proteinlerini daha sıcaklıklar çok artmadan hazırlamış olur. Hatta bu proteinler 1 hafta kadar daha olası sıcaklara karşı bitkiyi korumaya devam eder. Bitkilerin bu çevreden algıladığı sinyalleri tüm bitkiye yayması ise saniyeler içinde gerçekleşebiliyor. Yani bitkiler kaçamayacakları için aslında her saniye, her dakika, gece ve gündüz çevrelerinde olan bitenleri takip ediyorlar ve her koşulda hayatta kalmayı başarıyorlar.

*

Kısacası Survivor’un asıl kazananı Acun mu, yarışmacılar mı, Şeyda mı diye sorarsanız sevgili okurlar, bence asıl kazanan o adada yetişen ottur, çalı çırpıdır, ağaçtır. Yeşilinizin bol, yüzünüzün güldüğü bir hafta olması dileği ile sevgili okurlar. İzlanda’dan selamlar (instagram: velivuraluslu)

Başa dön tuşu
Kapalı