Yangınlar ve uzun ömür

Türkiye’nin kıyı şeridi yanarken öfke, çaresizlik, hüzün duyguları içinde allak bullak kalmışken bir bilim yazısı daha yazmak ne işe yarar ki diye düşünüyor insan. Yangınlar dünyanın her yerinde çıkıyor. Küresel ısınma ve otel/bina dikme hırsı yüzünden artmaya da devam edecek gibi görünüyor. Elimiz kolumuz bağlı oturacak mıyız peki? Fransa’da, İtalya’da Yunanistan’da, Çin’de, Japonya’da helikopterlerle, uçaklarla orman yangınlarına karşı yapılan son bilimsel ve teknik gelişmelerin kullanıldığı başarılı müdahaleleri gördükçe, bizim bölge insanımızın canına dişine taktığı bu günlerde tepeden donanımlı bir destek gelmediğini duydukça ve bu yangınların bir kader olmadığını anladıkça bilim anlatmaktan, gençleri ve geçkinleri bilime yöneltmekten başka bir çıkış yolu bulamadığım için bu yazıyı yazmaya karar verdim.

Bugünkü konumuz uzun ömür. Dünya üzerinde 100 yaşını geçen kişiler (centenarians – yüzlükler), her zaman yaşlılığı anlamak ve etkilerinin nasıl yavaşlatılabileceğini görmek açısından bilim insanları için hep ilgi çekici olmuştur. En çok merak edilen soru ise, acaba anne babadan gelen iyi genler mi, yoksa yedikleri içtikleri mi yüzlükleri diğer insanlardan daha farklı kılıyor.

Türkiye’de yapılan bir çalışma 48 bin kişinin 100 yaşının üstünde olduğunu gösteriyor. Uzun ömürler dilediğimiz 107 yaşındaki dünyalar tatlısı Sümerolog Muazzez İlmiye Çığ en tanınan yüzlük olsa da, Muğla Menteşe’ye 10 km uzaktaki Gülağzı Köyü’nde yaşayan 1907 doğumlu Ayşe Uçar ninemiz Türkiye’nin en yaşlı insanı ünvanını taşımakta. Ayşe Nine az ve öz yemenin, erkenden yatıp, erkenden çalışmaya başlamanın, neşeli olmanın yaşlılığının sırrı olduğunu bir gazete röportajında belirtse de, bunları yapmak uzun yaşamak için yeterli mi sorusu yanıtsız kalıyor. Çalışmanın ilginç sonuçlarından biri, yüzlüklerin daha çok Akdeniz ve Karadeniz’in dağlık ormanlık bölgeleri ve İç Anadolu’nun Toroslara bakan ormanlık yamaçlarda yaşaması.

Dünya’nın en uzun yaşayan insanlarının bulunduğu Japonya’da ise bilim insanları yüzlükler üzerinde yaptıkları çalışmalarda çok farklı sonuçlara ulaşmışlar. Yüz yaşına varmış insanların kronik inflamasyonlara, bulaşıcı hastalıklara ve yaşlılığa bağlı hastalıklara daha az yakalandığı uzun zamandır farklı çalışmalarla desteklenen bulgular. Bunun altında yatan neden ise tam olarak bilinmiyordu. Yüzlüklerin bağırsaklarındaki bakterileri inceleyen Japon ve ABD’li bilim insanları, safra asitleri ile ilgili yepyeni verilere ulaştı. Yüzlüklere has safra asitleri içinde isoallo- lithocholic acid (LCA) özel bir yere sahip. Bağırsakta Odoribacteraceae adlı bir bakteri grubu LCA üretimi için gerekli enzimleri sağlıyor. LCA ise Clostridioides difficile and Enterococcus faecium gibi hastalık yapıcı başka bakterilerin yaşamasına izin vermiyor. Yüzlüklerin hastalık yapıcı bakterilere karşı dayanıklı olmasında asidik safra tuzları ve onları hastalık yapıcı mikroplara karşı etkili moleküllere çeviren LCA gibi asitlerin önemi oldukça fazla gibi görünüyor.

Daha 10 yıl kadar önce varlığından haberdar olduğumuz Odoribacteraceae adlı bakterilerin ağırlıklı olarak yüz yaşını geçenlerde bulunması sürpriz oldu. En yaşlı vatandaşımız Muğlalı Ayşe Uçar’ın dediği, az ve öz yemek, neşeli olmak, erkenden çalışmaya başlamak, doğa ile iç içe yaşamak bu bakteriyi gerçekten etkiliyor mu, sorusunun bilime meraklı gençlerimizi harekete geçirmesini can-ı gönülde diliyorum.

Yangınların içimizi yaktığı bugünlerde güzel dileklerde bulunmak zor da olsa, Prof. Dr. Üstün Dökmen’in dediği gibi para verip ağaç diktirerek vicdanımızı rahatlatmaktan öte, neden yangın çıktığını, çıkan yangınların nasıl en hızlı söndürülebileceğini anlamak için eğitimli ve bilinçli genç bilim insanları yetiştirmemiz, tekrar bu manzaralarla karşılaşmamamız için elzem gibi görünüyor. Bilimle kalın, doğanın en yeşil, gökyüzünün en mavi haliyle kalın. Sevgiler, selamlar. @velivuraluslu

Yorum

Başa dön tuşu