YEŞİL VATAN

Arkası arkasına onlarca orman yangının çıkması sizce de normal mi..?

Yangınlar doğal mı..? Rantiye peşinde koşanların işimi ..?  Teröristlerin kundaklaması sonucu mu bu yangınlar  çıkıyor..? Sebebi ne olursa olsun, ülkemize verdiği  maddi ve manevi zarar ortadadır.  Yangınların çıkış nedeni doğal olaylardan kaynaklı değilse  ve Ormanlarımız ister rantiyeci veya ister teröristlerce kundaklanıyorsa  her iki nedenle de ÜLKEMİZ SALDIRI ALTINDA DEMEKTİR…

Bayram nedeni ile Muğla’mıza milyonu aşan tatilci misafirler geldi. Oteller de yer bulamayanlar çadır kurarak konakladılar. Tatil bitip de döndüklerin de ise artlarında ormanlarda veya sahillerde çöp yığınları bıraktılar. Temizlik ve doğaya saygı hem inancımızın, hem de Türk Törelerinin olmazsa olmazıdır.  Tatilcilerimiz bu konuda niye hassas değiller sorusu kafamı kurcalıyor. Hele Moğol İmparatoru Cengiz Han’ın Araplara savaş açma nedenleri arasında “ Arapların, nehirleri ve akarsuları kirlettikleri için “ Cengiz Hanın gazabına uğradıklarını bilselerdi yine çevreyi kirletip, arkalarında çöp dağları bırakırlarmıydı..?

Hele hele “Kıyamet koparken bile ağaç dikin” diyen bir peygambere sahipken ve “ Yaş kesenin, başını keserim “ diyen Fatih gibi hükümdarın milletindenken bu ormanlara zarar veren kirleten, AĞAÇLARI KESENLER KİMLER..?

Ağaç konusunda Hassasiyetini milletçe bildiğimiz GAZİ PAŞAMIZ ile ilgili bir anekdotu siz değerli okuyucularım ile paylaşayım ki hepimizin hassasiyeti artsın..

“ Yıl 1934 Mustafa Kemal Atatürk; siroza yeni yakalanmış, doktorunun tavsiyesi üzerine, Edremit’e gelmiştir… Kaymakam bey bu vahim durumu öğrenince; Gaziye dönüp…
– Paşam Çamlıbel Köyü’nde bir şarlak – çağlayan var… Su sesi, bülbül sesi, asırlık çınarları ve havası mükemmeldir, izniniz olursa sizi yarın orada ağırlayalım. Der.. Gazi Mustafa Kemal; bu içten daveti kabul eder. O sırada kaymakamın yaveri, kaymakamın kulağına eğilir ve

– Efendim bir ay önce Şarlaka yıldırım düştü.. Ağaçlardan biri adeta kömür oldu… O yanan ağacı ne yapalım? Der… Kaymakam.

– Yarın o ağacı kesin. Der… Ertesi gün olur, dört kişi baltalarını biler, yıldırım düşen çınar ağacının yanına gelirler.. Bakarlar ki; Gazi ve yanındakiler, sabahın erken vaktinde; yıldırım düşen o çınar ağacının dibinde; bir semaver çay demlemiş, çay içiyorlar.. Gazi gelen baltacıları görünce, onlara ne amaçla; Şarlaka geldiklerini sorar… Baltacılar, yıldırım düşen yaşlı çınar ağacını kesmeye geldiklerini söylerler… Bunun üzerine; Gazi Mustafa Kemal Atatürk..

– Ben yaşadığım sürece, bu çınara dokunmayın efendiler, mamafih benden sonra yeşermezse bu çınar… O vakit onu kesersiniz. der… Baltacılar sessizce şarlaktan ayrılırlar… Gazi sırtını yanık çınara verir ve denize bakarken, yanındakilere dönüp…

– Manzara gemlikten bakınca Marmara Denizi’ne benziyor.. Annem beni Marmara denizi gözlüm diye severdi.. Der. Onun bu sözlerini duyan bir yaver, hemen not alır ve bu notunu mimar oğluna iletir… İki yıl sonra;”Gazi yeniden Şarlaka geldiğinde; bir bakar… Yıldırım düşen o çınar yeşermiş… Şarlak – çağlayan ın önüne marmara denizi haritasından, bir havuz yapılmıştır… “ (Murat Ceylan.Arka güverte)

Tüm devlet adamlarımızdan Gazi Paşam gibi hassasiyet bekliyoruz..

İş adamlarımız maddiyat uğruna ağaçlarımıza kıymasın.. Bilinçli tüm kesimler de bu konu da net tavrını koysun lütfen.. Denizlerimiz için MAVİ VATAN diyorsak Ormanlarımız için de YEŞİL VATAN ifadesi ve ruh haliyle hareket edelim. VATAN NAMUSTUR. VATAN ANADIR,BACIDIR, YARDIR, AİLEDİR… Doğada ne görüyorsanız TANRIDAN BİR PARÇADIR. Ne KİRLETELİM, Ne de YOK EDELİM..

 

Etiketler
Başa dön tuşu
Kapalı